TTGV Konuşma Metni

Sayın Başkan,
Sayın Konuşmacılar,
Değerli Konuklar;

Gaziantep Sanayi Odası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu toplantı, “çıkış yolu” arayan Türkiye’nin doğru yolda olduğunu gösteren önemli bir organizasyon.

Bu toplantı bana, Türkiye’nin Ulu Önder Atatürk’ün çizdiği “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” arzusundan, heyecanından 80 yıl sonra bile hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyor.

Ve bu toplantı bana, Türkiye’de “geleceği yakalamak” adına ortaya konulmuş güçlü, “kararlı bir irade”nin varlığını gösteriyor.

Bu yüzden sonuçları ne olursa olsun bu toplantının bir “ihtiyaç” olarak görülmesini bile çok önemsiyor, düzenleyen ve katkıda bulunan herkese temsil ettiğim Gaziantep Sanayi Odası adına teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin “teknoloji önceliklerini” konuşacağımız bu toplantıda sanayi kesimi adına; yani teknolojiyi fiilen yaratan, piyasaya sunan ve kullanan kesim adına bulunuyorum.

Bu nedenle konuşmamın genelinde de konuya bu perspektiften yaklaşmaya çalışacak, ülkenin teknolojik gelişimindeki önceliklerini “sanayici gözüyle” değerlendirmeye çalışacağım.

Burada ayrıca; temsil ettiğim şehrin, Gaziantep’in kimliğini de zaman zaman ön plana çıkaracağım ve konuya Anadolu sanayileşmesinin öncüsü Gaziantep’ten bakarak, bu toplantıdan elde etmeye çalıştığımız sonuçlara “farklı bir boyuttan” katkı sağlamaya çalışacağım.

Çünkü “markalaşma” sürecine girmiş, model bir sanayi şehri olan Gaziantep’in ve onun temsil ettiği Anadolu sanayisinin, Türkiye’nin teknolojik gelişim sürecinde söyleyecek çok sözü ve üstlenecek epeyce “misyonu” olduğunu düşünüyorum.

Değerli Katılımcılar;

Ben öncelikle “teknoloji” kavramının içinin doldurulması gerektiğini düşünüyorum.

Kavramsal olarak teknoloji ; ulaşılmak istenen ama “yakalanması çok zor” görünen, üretmekten ziyade “satın alma” yönünde eğilim gösterdiğimiz, çoğunlukla “yabancı” orijinli olduğu için “soğuk” bir anlam ifade ediyor çoğumuz için.

“Yalın” bir kavram, tek başına bir değer olarak algılanıyor.

Oysa teknoloji, içerisinde çok daha fazla “değerler barındıran”, oluşumu için “farklı nitelikler gerektiren”, güçlü bir “üretim kültürüne” ihtiyaç duyan entegre bir kavramdır.

Bence bugüne kadar teknolojik gelişim sürecinde istediği ivmeyi yakalayamayan Türkiye’nin handikabı bu noktada yatıyor.

Türkiye teknolojiye moda, popülarite, trend gözüyle bakıyor daha çok.

Temel bir üretim kültürü olmadan, ISO standartlarında bir kalite anlayışını ortaya çıkarmadan, verimlilik kaygısı duymadan, uluslararası rekabet unsurlarını dikkate almadan ve markalaşma olgusunu ön plana almadıktan sonra teknoloji yaratmamız mümkün değildir.

Bu şekilde ancak; teknoloji satın alan ve her gün eskimeye mahkum teknolojik ürünlere milli gelirinin önemli bir bölümünü aktarmak zorunda kalan ve nihayetinde bu yüzden de hazinesinin iki yakası bir araya gelmeyen bir ülke oluruz.

Teknoloji kavramının soğuk yüzünü bu kavramlarla destekleyerek ısıtmalı, şu an “ulaşılmaz” görünen bu hedefi daha “ulaşılır” noktaya taşımamız lazımdır.

Türkiye’nin teknolojik gelişim politikalarında dikkat çekmek istediğim farklı bir noktada, bu sürecin “yürütüldüğü veya yürütülmek istendiği yer” hakkındaki yanlışlardır.

Bilinçli veya bilinçsiz , Türkiye’de teknolojik gelişim çabaları birkaç büyük şehirle sınırlandırılmış, Anadolu şehirleri bu sürecin dışında tutulmuştur.

Anadolu’nun bu sürece yapacağı katkılar dikkate alınmamış, burada kendiliğinden oluşmuş üretim kültürünün ve üretme heyecanının teknolojik gelişim için ne anlam ifade edeceği göz önüne alınmamıştır.

Kısacası teknolojik gelişim sürecinde Anadolu’ya, Anadolu girişimcisine güvenilmemiştir.

Kimse Anadolu’nun sermaye yetersizliğinden, bilgi noksanlığından, altyapı eksikliğinden bahsetmesin !

Bunlar geride kaldı artık…

Anadolu da yeterli sermaye birikimi, bilgiye açık üretim kültürü ve Anadolu insanının kendi çabasıyla yarattığı altyapı olanakları mevcut artık.

Türkiye’de bir çok insan yeterince farkında değil belki ama, tüm olanaksızlıklara ve dezavantajlarına rağmen Türkiye’nin yükünü Anadolu taşıyor.

Bu yüzden teknolojik gelişim çabalarında Anadolu’nun de yer alması, hazırlanan stratejilerde Anadolu girişimcilerine misyon yüklenilmesi Türkiye’nin çıkarına olacaktır.

Bu toplantıda temsil ettiğim Gaziantep sanayisi, bu noktada önemli mesafeler kaydetmiş, üretim kültüründen elde ettiği birikimleri, teknoloji yaratma sürecine kanalize etme yoluna girmiştir bile.

Nitekim; şu an diğer salonda devam eden paralel oturumların birinde, bundan 4 yıl önce bu platformda teknoloji ödülü almış Gaziantepli bir sanayici, başarı öyküsünü anlatıyor katılımcılara.

Ve eminim ki; O da “Anadolu’ya güvenin, yaratıcı düşünceye, girişimci ruha destek olun” diyordur.

Tıpkı benim konuşmamın başından beri vurgulamaya çalıştığım gibi.

İlkokul mezunu olan, ama “yaratıcılığı, girişimciliği ve azmi” sayesinde Türkiye’nin teknoloji ödülünü alacak kadar kendini geliştiren Gaziantepli sanayici Mennan Aksoy, TÜBİTAK ve TTGV ‘nin de desteği ile birbirinden önemli projeleri hayata geçiriyor her yıl. KOBİ ölçeğinde olmasına rağmen 2000 metrekarelik AR-GE laboratuarında her yıl 1 milyon dolar harcıyor araştırma geliştirme çalışmaları için.

Ve bu güç O’na; tekstil makinelerinden savunma sanayine, otomotiv parçalarından gıda makinelerine kadar çok geniş bir yelpazede teknoloji ağırlıklı üretim yapabilme gücü sağlıyor.

Mennan Aksoy, Gaziantep’in ve Anadolu sanayisinin gurur kaynağıdır ama tek örnek değildir.

Gaziantep’te ve Anadolu’da Mennan Usta gibi yüzlerce girişimci kendine güvenilmesini, inanılmasını ve destek olunmasını bekliyor.

Anadolu ile benzer yapısal özellikler gösteren bir ülke olan Hindistan bildiğiniz gibi bunu başarmıştır. Hindistan yakın zamana kadar; geri kalmış, karmaşık sosyal yapısı ile istikrarsızlığa mahkum, düşük refah düzeyi ile tipik bir 3.dünya ülkesi görünümümdeydi.

Ancak teknolojik alanda gerçekleştirdikleri akıl almaz ilerleme ve bu süreci destekleyen devlet politikaları sayesinde, Hindistan bugün yazılım sektöründe önemli bir noktaya gelmiştir.

Değerli Katılımcılar;

Hindistan’ın yazılım sektöründe yakaladığı bu gelişimi biz de makine imalat sanayi ve benzeri üretim alanlarında pekala gerçekleştirebiliriz.

Çünkü makine imalat sektörü Türkiye için stratejik bir öneme sahip.

Bu ülke yatırım makinelerine her yıl milyarlarca dolar para akıtıyor.

Bin bir güçlükle ülkeye soktuğumuz döviz, daha cebimize girmeden makine ithalatı için yurt dışına geri gidiyor.

Biz işte bu düşüncelerle Gaziantep’te makine-metal sektörünün gelişimine özel bir önem ve destek veriyoruz.

Verdiğimiz önemin ve desteğin karşılığını da alıyoruz tabi ki.

Bugün binlerce KOBİ’nin faaliyet gösterdiği bu sektör üretimini gerçekleştirdiği yatırım makineleriyle ülke kaynaklarının dışarıya gitmesini önlerken, son yıllarda 20’den fazla ülkeye ihracat da yaparak Türkiye’ye döviz kazandıran bir noktaya gelmiştir.

Yerli makine imalat sektörünün gelişimi, yatırım maliyetlerini de önemli ölçüde düşürdüğü için, firmalarımız en azından başlangıçta uluslar arası rekabet ortamına eşit şartlarla girebiliyor.

Gaziantepli makine üreticileri, yurt dışından 1,5 milyon dolara getirilen tekstil makinelerini aynı kaliteyle 500 bin dolara, yani üçte bir fiyatına yatırımcılara sunarak, Gaziantep başta olmak üzere ülke ekonomisinin önemli miktarlarda kaynak israfına engel oluyor.

Bu durum, Avrupalı makine üreticilerinin fiyat politikalarını değiştirmesine bile neden oluyor. Makinelerinin aynısının çok daha ucuza Gaziantep’te üretildiğini gören Avrupalı üreticiler, daha önce çok büyük karlarla sattıkları ürünlerinin fiyatını düşürmek zorunda kalıyor.

Bu konuda en yeni örnek non -woven olarak da bilinen dokumasız kumaş sektöründe yaşandı. Özellikleri nedeniyle tekstil sektöründe yeni bir çığır açan bu kumaşın makinesi yurt dışında 15 milyon EURO’ya satılıyor. Gaziantepli bir makine üreticisi, son derece karmaşık bir yapısı olan ve üst düzeyde bir teknolojik bilgi birikimi gerektiren bu makineyi 5 milyon EURO’ya üreterek piyasaya sunmuştur.

Yine bir başka makine üreticimiz İtalya’dan 1 milyon dolara alınan poliüretan ayakkabı tabanı makinesini 250 bin dolara mal ederek Gaziantep’teki ayakkabı sektörünün patlama yapmasını sağlamıştır. Gaziantep, makine sektörünün yarattığı bu destekle bugün Türkiye’nin en büyük ayakkabı ve terlik merkezi haline gelmek üzere.

Gaziantep’in sanayileşmesindeki başarının altında yatan temel nedenlerden biri de zaten budur.

Birbirini destekleyen entegre bir sanayi yapısına sahiptir Gaziantep.

Zira böylesi bir yapı; makine üreticisi için “hazır müşteri”, yatırımcı için de “ucuz makine” temini anlamına geliyor.

Sonuçta hem yatırımcı, hem üretici, hem de Türkiye kazanıyor.

Bu noktada bir konuya da açıklık getirmek istiyorum.

Teknolojik ürünler üretmek önemli ama daha önemlisi bu ürünleri kendi yarattığınız teknolojilerle ortaya çıkarabilmektir.

Kendi ürettiğimiz teknolojilerle piyasaya sunacağımız teknoloji ürünleri, piyasa hakimiyeti ve katma değer açısından bize çok daha fazla kazandıracaktır.

Sayın Başkan, Değerli Katılımcılar;

Teknoloji, hayallerimizin ötesinde bir gelişme süreci yaşıyor.

Bugün aldığımız bilgisayar üç ay sonra eskiyor, 1 yıl önce aldığımız cep telefonları bugün eski teknoloji ürünü olarak adlandırılıyor.

Her yeni güne yeni bir icatla başlıyor, evlerimize ofislerimize her ay yeni bir teknoloji ürününü almak zorunda kalıyoruz.

Çeşitli ölçütler kullanılarak yapılan değerlendirmelere göre; son yüzyılda eriştiğimiz bilgi seviyesi, bütün insanlık tarihinin toplamında elde ettiği bilgi birikimini aşmış durumda.

Son 10 yılda piyasaya sunulan teknolojik ürün sayısı ise, son 100 yıl içerisinde üretilenlerin sayısından kat be kat fazla.

Türkiye ise bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da geç kalmışlık girdabında.

Düşünün ki ; dünyanın kaderini değiştiren icatların üzerinden neredeyse yüz yıl geçti ama Türkiye’de teknolojiyi yönlendirecek ve sanayi kesimi ile bütünleşmesini sağlayacak kuruluşlardan KOSGEB 1990 yılında, Türkiye Teknolojiyi Geliştirme Vakfı (TTGV) 1991 yılında kuruldu.1963 yılında kurulan TÜBİTAK’ı da bu çerçevenin dışında, daha akademik boyutta değerlendiriyorum.

Bu geç kalmış ilgi, doğal olarak Türkiye’yi teknoloji liginde gerilerde bırakmış, ülkemiz “teknoloji yaratma” yerine ancak “teknolojiyi takip edebilme” noktasına gelebilmiştir.

Bir ülkenin güçlü bir ekonomiye sahip olmasının ve toplumsal refahı yakalamasının yolu, teknolojik olarak üstün özelliklere sahip, kaliteli, dünya standartlarında, katma değeri yüksek ürünler üreten sanayi ve bilişim sektörlerine sahip olmasından geçiyor.

Sanayileşme trendini yakalayan Türkiye’nin enformasyon toplumuna ve nihayetinde bilgi toplumuna ulaşabilmesinin tek yolu , bilimsel ve teknolojik gelişmedir.

Kaybettiğimiz geçmişi daha fazla düşünmeden, “Geleceği nasıl kazanabiliriz ?” sorusuna yanıt aramalıyız.

Ben bu noktada yine; teknolojiyi üretecek olan reel sektör perspektifinden, konuya yaklaşmak, pratik çözüm önerileri sunmak istiyorum.

Bu çerçevede, devlet, özel sektör ve ilgili kurumlara düşen görevlere değinirken zaman zaman temsil ettiğim sanayi sektörü adına da özeleştiri yapacağım.

Değerli Katılımcılar;

VİZYON

Türkiye’de teknoloji geliştirememenin en önemli nedeni şirketlerin “vizyon eksikliğidir”. Bu sorunu çözmeden, yani vizyon oluşturma yönünde bir sonuca ulaşmadan, ne kamunun bilim ve teknoloji yatırımlarına yaptığı teşviklerinin yetersizliğinden, ne ülkenin genel sıkıntılarından, ne sermaye yetersizliklerinden ne de kalifiye iş gücü eksikliğinden bahsedemeyiz. Bu yüzden ilk adım sağlıklı, uzlaşma ürünü, kararlı bir vizyon oluşturulmak olmalıdır.

ENVANTER

Vizyon oluşturma aşamasının ardından durum tespiti yapabilmek için “sağlıklı bir envanter” ortaya çıkarmalıyız. Ne durumda olduğumuzu ve neyi nasıl yapacağımızı kestirebilmek için bu safha çok önemli. Türkiye’nin sanayi, üretim ve teknoloji alanında çalışan firmalarının teknolojik düzey, üretim düzeyi, firma büyüklüğü gibi verilere göre bir envanterinin çıkarılması şarttır.

İNSAN FAKTÖRÜ

Teknolojik anlamda beklenen gelişmeyi yakalayabilmek için söylenecek her sözün, ortaya atılacak her projenin temelinde “insan unsuru” var. Artık işletmelerde insan sermayesi, finansal sermayeden daha önemli konuma geldi.

Üniversite kapılarına gençleri yığmaktansa, bilişim sektörüne yönelik uzmanlar yetiştiren lise düzeyinde kurumlar oluşturmalıyız. Bu şekilde büyük bir genç nüfusun hayatının çok erken döneminde uzman olarak yüksek katma değerli bir alanda istihdam yaratması sağlanabilir.

Ayrıca eğitim kurumlarından mezun olan ve tecrübe kazanan uzmanların sirketlere ortaklığını teşvik eden yasal düzenlemelerle bir şekilde firmaların bu alana dolaylı olarak risk sermayesi yatırmaları sağlanabilir. Bu şekilde ekonomide arzu edilen güçlü, verimli KOBİ’lerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış oluruz.

ARGE DESTEKLERİ

Türkiye’nin bilgiyi ve teknolojiyi, teorik çerçevesinden kurtarıp yüksek kalite ve verimde düşük maliyetli ürünler ortaya koyacak bir yapıya kavuşturması gerekmektedir. Bunu yapması içinde “güçlü bir AR-GE altyapısına” ihtiyaç duyulacaktır. Bu çerçevede firmalarımızın da ARGE çalışmaları konusunda yönlendirilmeye, bazı muafiyetlerle desteklenmeye ihtiyacı vardır. Aksi halde ARGE konusundaki beklentilerimiz hiçbir zaman temenni olmanın ötesine geçmeyecektir.

İSTİHDAM DESTEĞİ

Eğitim konusunu hallederek bilgi altyapısı anlamında güçlendireceğimiz insanlarımızı, işletmelerimize kanalize ederken de teşvik edici ve destekleyici bir politika izlenmelidir. Zaten sayısal anlamda ihtiyacı karşılamayan “teknoloji ve ARGE işgücünün” istihdamında firmaları teşvik edici unsurları hayata geçirmeliyiz. Halen doğruluğu ve gerekliliği tartışılır bir çok teşvik veren kamunun, bu anlamda bir teşvik uygulaması yapması daha anlamlı olacaktır.

MAKİNE DESTEĞİ

Türkiye Teknoloji Vakfı’nın işletmelere yönelik başlattığı “makine desteği” önemli bir katkıdır. Bu desteğin kapsamının ve limitlerinin artırılmasını, kullanım imkanının kolaylaştırılmasını bekliyoruz. Bu konuda atılacak iyi niyetli bir adımın bu projeden beklentileri de en üst seviyeye çıkaracağına inanıyorum.

FİNANSAL DESTEKLER

Türkiye de yatırım ve üretimin finansmanında zaten ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Teknoloji sektöründeki yatırım ve üretim maliyetlerinin de çok yüksek olduğunu dikkate alırsak, bu sektördeki finansman desteklerinin özel bir yapıya kavuşturulmasının zorunluluğu ortaya çıkacaktır.

Türkiye teknolojik alanda gerçek bir devrim yapmak istiyor, şu an kendisinden çok ileride olan ülkelerle rekabet edebilir noktaya gelmek istiyorsa bu sektöre özel bir önem ve ayrıcalık tanımak durumundadır.

VERGİ

Teknoloji ve ARGE yatırımları, bu alana sonradan girmiş ve halen tüketici konumundaki Türkiye için maliyetli projeler. Daha önemlisi kısa zamanda getiri sağlamayan uzun vadeli yatırımlardır.

Her fırsatta almaya endeksli mevcut vergilendirme sistemiyle bu tür yatırımları özendirmek mümkün değildir. Bu amaçla teknolojik yatırımları ve ARGE çalışmalarını desteklemek adına bu alanda işlevsel bir “vergi muafiyeti” sağlanmalıdır.

Şu anda bütçe açıklarını karşılamak için her fırsatta yeni vergiler koyma eğilimindeki maliyenin bu konuya sıcak bakmayacağı ortada ama, bu tür yatırımların başka şekilde özendirilmesinin mümkün olmayacağı da aynı açıklıkla ortadadır.

YASAL DÜZENLEMELER VE PATENT HAKLARI

Türkiye’nin teknolojik gelişiminin önündeki en önemli engellerden biri de “yasal düzenlemelerdeki eksiklik” veya uygulamasındaki aksamalardır. Türkiye bu alanda gerçek bir başarı istiyorsa gerekli hukuki düzenlemeler yapılarak bilgi transferi (know-how) ile patent hakları güvence altına alınmalıdır.

TEKNOPARKLAR

Teknoparklar Türkiye’nin teknolojik gelişimi yönünde bugüne kadar atılmış en doğu adımlardır. Halen “kurulu olan 2 ve kuruluş aşamasında olan 5 teknopark” Türkiye için yeterli değildir. Teknoparkların kuruluşu için gerekli şartların revize edilerek bu sayının artırılması sağlanmalıdır.

Değerli Katılımcılar;

Neler yapılmalı konusunda kısaca değindiğim bu konuların hayata geçirilmesi halinde Türkiye girmekte geç kaldığı teknoloji dünyasına güçlü bir adım atmış olacaktır.

Bu noktada Gaziantep’in potansiyelini iyi bilen Sanayi Bakanlığı Müsteşarımız Sayın Adem Şahin, TÜBİTAK, TTGV ve tüm ilgili kurumlara bir teklifte bulunmak istiyorum.

Türkiye’de sanayileşmenin modeli olarak gösterilen, Marka Şehir Gaziantep’in Anadolu’da teknolojik gelişim projesi için “PİLOT BÖLGE” olarak seçilmesini öneriyorum.

Bu yönde atılacak her adıma, kapımızı çalacak herkese, gereken her türlü desteği vermeye hazırız.

24 milyon metrekarelik 4 organize sanayi bölgesi, 5 binin üzerinde işletmenin faaliyet gösterdiği küçük sanayi siteleri, gıdadan tekstile, makineden kimyaya çok geniş bir sektörel bir yelpaze ile bir çok sektörde Türkiye’nin en büyük kapasiteleri, 110 ülkeye ihracat yapan bir rekabet gücü, 1 milyar dolar direkt, 2,5 milyar dolar dolaylı ihracat rakamı, 110 bin kişilik bir sanayi işgücü ile 24 saat üreten bir şehir olan Gaziantep bu proje için “doğru bir adres” olacaktır.

Bu somut göstergelerden daha önemlisi; artık bütün Türkiye’nin kabul ettiği girişimci ruhu, yeniliklere açık insan yapısı, değişime inanan pozitif anlayışı ile Gaziantep bu misyonu üstlenecek inanca sahiptir.

Konuşmamın başında da değindiğim girişimcimizin TÜBİTAK’la 5 yıldır yürüttüğü başarılı işbirliği ve Gaziantepli 7 firmanın yine TÜBİTAK’la 3 yıldır yürüttüğü “duvarsız teknoloji inkübatörleri” projesinin, bu teklif için “yeterli referans” olacağına inanıyorum.

Ayrıca yeniliğe ve değişime açık yapısı Gaziantep’i bu tür yeni projeler için ideal bir şehir haline getirmiştir.

Nitekim; ulusal çaptaki projelerin başlangıç noktası hep Gaziantep olmuştur. Birçok firma veya kurum bütün Türkiye için planladığı projeye, hep Gaziantep’ten başlamak ister.

Çünkü Gaziantep’in yeni projelere göstereceği desteği bilir, değişime açık kafa yapısına güvenir. Gaziantep’ten başlayarak moral depolamak ister proje sahipleri .

Bugüne kadar Türkiye adına önemli misyonlar üstlenen, ülke ekonomisinin morali ve bir çok projenin çıkış noktası olan, bundan 5 gün önce yine bu salonda düzenlenen 2. Sanayi Kongresi’nde “Başarılı Bölgesel Kalkınma Örneği” olarak gösterilen Gaziantep, bu anlamda da bir misyon üstlenmeye hazırdır.

Şundan hiç şüpheniz olmasın ki; bu teklife sahip çıkar ve böylesi bir projeyi Gaziantep’te hayata geçirirsek; önümüzdeki yıl yapılacak 6. Teknoloji Kongresi’nde sizlere yeni bir “başarı öyküsü” anlatabiliriz.

Sayın Başkan, Değerli Katılımcılar;

Tüm dezavantajlarına karşın, Türkiye’nin bilim ve teknolojideki geri kalmışlık zincirini kırabileceği yolunda umudumu koruyorum.

Bunu başarmak çok uzak, çok ulaşılmaz değil bizim için.

Türkiye’yi bu hedefe götürmek hepimizin görevi.

Türkiye’nin geleceğini hep beraber hazırlamalıyız.

Çünkü, “Geleceğini hazırlayamayanlar, geleceği karşılarında bulurlar.”

Bu duygularla; 5.Teknoloji Kongresi’nin Türkiye için hayırlı olmasını temenni ediyor, Teknoloji Ödülleri Yarışmasında dereceye giren firmaları kutluyor, bu organizasyonu düzenleyen ve katkıda bulunan herkese Gaziantep Sanayi Odası adına teşekkür ediyor hepinize saygılar sunuyorum.

NEJAT KOÇER
GAZİANTEP SANAYİ ODASI
YÖNETİM KURULU BAŞKANI
 
Milliyet Business
Gaziantep’in vizyon projesi
Beyaz Sayfa
Gözlem Gazetesi
Girişimciliğin Merkezi Gaziantep
Gaziantep Life Dergisi
Kentler sanayilerini anlatıyor paneli
TTGV Konuşma Metni
Anadolu'daki Avrupa Toplantıları
İstanbul II. Sanayi Kongresi
Markalaşma Öyküleri