Gözlem Gazetesi

NEJAT KOÇER ÖZGEÇMİŞ

1963 yılında Gaziantep’te doğan Nejat KOÇER; İlkokulu Mehmetçik İlkokulu’nda, Ortaokulu Gazi Ortaokulu’nda , Liseyi Gaziantep Lisesi’nde tamamladı. KOÇER, Üniversiteyi Eskişehir İKTİSADİ VE TİCARİ İLİMLER AKADEMİSİ Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda yarıda keserek işlerinin başına geçmiştir.

1985 yılında başlayan iş hayatı, ortağı bulunduğu Akkoza Mensucat’ta Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür olarak devam etmiştir. Pamuk ipliği, Örgü Kumaş ve büküm imalatı ile devam eden iş hayatı 1998 yılında Akkoza’dan ayrılarak kendi aile şirketine ait şirketlerin yönetimiyle devam etmiştir.

Halen kendi kurduğu ve kardeşleriyle ile birlikte yönettiği betaş mensucat san.tic.aş. de sentetik ve akrilik iplik üretimi ile sanayicilik hayatını sürdürmektedir.

Gaziantep’te birçok kurumun kuruluşunda kurucu üye ve yönetim kurulu üyeliği yapmıştır:
1989-1993 yıllarında Güneydoğu Tekstil İhracatçı Birlikleri Başkan Yardımcılığı ve Türkiye Tekstil İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Üyeliği yapmıştır.

1993-1997 yılları arasında Gaziantep Genç İşadamları Derneği (GAGİAD) kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı’nı yürüten Nejat KOÇER, 1997-1998 yılları arasında GAGİAD 3. Dönem başkanlığını yapmıştır.

KOÇER, 1997-2000 yılları arasında kurucusu olduğu Türk Genç İşadamları Vakfı Başkan Yardımcılığını yürütmüştür.

2000-2002 yılları arasında TSE Teknik Kurul Üyeliği ve TOBB bünyesinde bulunan KOBİ YATIRIM ORTAKLIĞI A.Ş. ‘nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütmüştür.
Halen;

· GAGİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği,

· GAGEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı göreviyle birlikte,

· 1998 Yılından bu yana Gaziantep Sanayi Odasında Yönetim Kurulu Başkanlığını,

· 2000 yılından bu yana TOBB Yönetim Kurulu Üyeliğini yürütmektedir.

Özel yaşamında şiir ve makale yazmayı çok seven Nejat KOÇER 2001 yılı başından bu yana bir gazetede haftalık ekonomi yazılarına devam etmektedir.

Füsun KOÇER ile evli olan Nejat KOÇER Cihan,Bahar ve Yiğit isimli üç çocuk babasıdır.

KOÇER ŞİRKETLER GRUBU

1932 yılında başlayan ticari hayatımız içinde, ticarete ilk başlayan H.Mustafa Koçer (1904-1984) başarılı çalışmaları ve üretkenliği ile grubumuza öncülük etmiş ve vefat edene kadar bizzat bütün hayatını çalışmakla geçirmiştir. En büyük meziyetleri olan dürüstlük, azim, cesaret ve yardımseverlik grubumuzun en büyük özelliğini oluşturmaktadır.
1937 doğumlu ve bugünkü yönetim kurulu başkanımız Mehmet Koçer 1950 yılından beri ticari hayatını sürdürmekte ve uzun süren çalışma hayatı içinde grubumuzun bu günlere gelmesindeki en büyük emek sahibidir.
Bugün şirket idaresinde olan çocuklarını yetiştirmede göstermiş olduğu özen, grubumuzun geleceğinin teminatıdır.
Bugünkü grubumuzun yöneticileri olan Can, Nejat, İbrahim ve Celaleddin Koçer kardeşler 3.kuşak yöneticiler olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Koçer grubu olarak her zaman gelişmelere açık , bütün yenilikleri yakından takip eden yapımız ile 21.yüzyılda başarı grafiğimizi her zaman daha iyi hale getireceğiz.
Grup olarak tüm yapılan işlerimizde müşteri memnuniyeti her zaman ön planda tutulmaktadır. Gerek ürün kalitesi ve gerekse hizmet ve servis kalitesi hiçbir zaman vazgeçemeyeceğimiz en önemli unsurdur.
Araştırma ve geliştirme ekibimiz ile her geçen gün ürün gruplarımız içine yeni ürünler katmaktayız. Dünyadaki ürün gelişmeleri ve teknolojik değişimler grubumuzca çok yakından takip edilerek uygun Grup olarak yapmış olduğumuz ticari ve sınai faaliyetlerin dışında, yöremizdeki insanlarımıza çeşitli yardımlarda bulunarak, toplumumuzda bize duyulan güvene, her zaman sadık kalmak yolunda çalışmaktayız.
Koçer grubu ailesi olarak 400 çalışanımız ve ortalama 34 yaş gibi genç ve dinamik ekibimizle Türk ekonomisine katma değer üretmek yolundaki faaliyetlerimiz her zaman aynı şevk ve heyecanla devam edecektir.

GRUP ŞİRKETLERİ

BETAŞ MENSUCAT SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

FAALİYET KONUSU Uzun elyaf ring sistem ve kısa elyaf open-end sistem akrilik iplik (relax ve high-bulk) karışımlı ve fantezi iplik üretimi yapmaktadır.

MARKALARIMIZ

BETAACRYL

BETAWOOL

BETAFANCY

BETAMIX

BETAFLYER

BETATOPS

KONER TEKSTİL KONFEKSİYON SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

FAALİYET KONUSU

Dahili ve dış piyasalar için çeşitli konfeksiyon ürünleri imal etmektedir.

MARKALARIMIZ

MONTONE

GREEN

KARE

ERDEM TEKSTİL SANAYİ TİCARET A.Ş.

FAALİYET KONUSU

Koner konfeksiyon tesislerinde üretilen mamullerin pazarlamasını ve kendi satış mağazalarında satışını yapmaktadır.

MARKALARIMIZ

KARE

BETAKRİL TEKSTİL PAZARLAMA SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

FAALİYET KONUSU

Betaş A.Ş.'de imal edilen iplikler ile piyasada talep gören her türlü tekstil ürünleri pazarlaması yapmaktadır.

KARDEM SİGORTA ARACILIK HİZMETLERİ LTD. ŞTİ.

FAALİYET KONUSU

Kendi grubumuza ait sigorta ve aracılık hizmetlerini yapmaktadır.

GAPAŞ GAZİANTEP AKARYAKIT PAZARLAMA A.Ş.

FAALİYET KONUSU

Akaryakıt, fuel oil ve madeni yağ pazarlaması yapmaktadır.

İŞ YAŞAMI VE DÜNYA GÖRÜŞÜ İLE İLGİLİ YAZILARI

Bu ülkede sanayici olmak zor zanaat

Bu ülkede sanayici olmak, çok ama çok zor...

Aslına bakarsanız bizatihi yaşamın kendisinin “zorluklarla” dolu olduğu bir ülkede, sanayicinin işinin “kolay” olmasını beklemek de doğru değil belki ama, bu biraz farklı.

Sanayicilik yapmak için normal vatandaşınkinden biraz daha farklı niteliklere sahip olmanız gerekiyor.

Kastettiğim, bilgi birikimi, sermaye gücü ve girişimcilik ruhu değil.

Normalde, sanayicilik yapmak için yeterli olması gereken bu nitelikler, Türkiye şartlarında pek geçerli değil.

Bu ülkede sanayici olmak için çok daha farklı niteliklere tabiri caizse üstün özelliklere sahip olmanız gerekiyor.

Mangal gibi bir “yürek” , akla hayale gelmeyecek sorunlarla baş etme “azmi” , her şeye rağmen üretme “şevki” ve hepsinden daha önemlisi “peygamber sabrı” gerekiyor, Türkiye’de sanayici olmak için.

Çünkü bu ülkede sanayici, kendi sektöründeki firmalarla değil, bizzat kendi devletiyle rekabet halinde.

İnsan bazen düşünmeden edemiyor, aynı tarafta değil miyiz diye ?

Üretimin önünde çok büyük engel teşkil eden ve bu köşede defalarca gündeme getirdiğimiz sorunların çoğu, hala çözüm bekliyor.

Biz ülkeye katma değer yaratma adına daha fazla üretmeye çabalıyoruz, devlet bu “ayıba” (!) engel olmak için dünya ortalamasının iki katına elektrik satıyor.

Biz Türkiye’nin kanayan yarası işsizliğe son vermek için istihdam yaratıyoruz, devlet bu “günahımızı” (!) yüzde 50’ye varan oranlarda istihdam vergisi ile cezalandırıyor.

Biz üretim yapabilmek için bin bir güçlükle kredi bulup dışardan hammadde getiriyoruz, devlet bu “suçun” (!) bedelini yüzde 3 KKDF ile ödetiyor bize.

Velhasıl; bu ülkede sanayiciler “üretmek” için; siyaset, bürokrasi ve kamu yönetimi de “ürettirmemek” için çaba sarf ediyor.

Kimin haklı, kimin haksız olduğunu düşünenlere veya bu anlamsız ve haksız rekabeti kimin kazanacağını merak edenlere, ülkenin bugünkü durumuna bakmalarını öneriyorum.

Bir taraf gerçekten “kazanıyor” (!) ama koskoca bir ülke bu anlayış yüzünden yıllardır “kaybediyor.”

***

Aslında devletin sanayiciye engel çıkarmasına gerek de yok.

Üretiminizin ve satışlarınızın etkilenmesi için bir sanayici olarak sizin de çok fazla yanlış yapmanıza gerek yok.

Zira üzerinde yaşadığımız coğrafya, zaten başlı başına sorunlar yumağı.

Siz her şeyi yoluna soksanız bile, birilerinin sizi yoldan çıkarması için çok müsait bu topraklar.

İşte bugün geldiğimiz nokta:

Yıllar sonra ilk kez bir parti tek başına iktidara geliyor, güven ve istikrar ortamı için ümitleniyorsunuz, yeniden büyümeye geçeceğiz diye hevesleniyorsunuz, ama nafile.

ABD Irak’a müdahaleye hazırlanıyor diye her şey alt üst.

Borç sarmalından kurtulmaya çalışan ekonomiye yeni yükler geliyor, savaş endişesi üretimi ve ihracatı engelliyor, belirsizlik yeni yatırımların önünü kesiyor.

İşte coğrafyamızın bize hediyesi !...

Peki şimdi hal böyle iken; yani ülkenin coğrafi konumu ve stratejik politikaları zaten başlı başına bir sorun kaynağı iken, devletin bunların üzerine yeni ve tükenmez sorunlar eklemesi revamıdır ?

Devletin yapması gereken; önce bu coğrafi dezavantajları avantaja dönüştürmek ve akabinde üreten kesime destek vermek değil midir?

Dünyada komşu ülkelerin birbirleriyle ticareti yüzde 80’leri bulurken, biz hala yüzde 5’lik bir ticaret hacmini yakalayamıyorsak, bu durum ülkeyi yönetenlerin ayıbı değil midir ?

Tabi ki; bugüne kadar iş başına gelen ve bu paradoksu ortadan kaldıramayan bütün hükümetlerindir bu ayıp.

Alkışlar ise; her şeye rağmen üreten ve hemen yanı başındaki komşu ülkeye mal satma imkanı yaratılmadığı için, dünyanın dört bir köşesine ihracat gerçekleştiren sanayicilerindir.

Dünya ortalamasının iki katına enerji kullanmasına, haksız ve anlamsız vergilerle ezilmesine, istihdam üzerine getirilen insafsız maliyetlerle ve istikrardan yoksun bir ekonomik yapıda, hala üretmeye ve ülkeye katma değer yaratmak için çırpınan sanayicilerin...

Dedim ya:

Burası Türkiye işte.

Bu ülkede sanayici olmak, gerçekten “zor zanaat”

Hayata borçlu musunuz, alacaklı mı ?

Varoluş amacınızı sorguladınız mı hiç ?

Neye hizmet ediyor, ne bekliyorsunuz ?

Hayat sizin için ne ifade ediyor, siz hayat için ne anlama geliyorsunuz ?

Yaşadığınız dünyadan ne alıyor, ona ne veriyorsunuz ?

Yani, kısacası hayata borçlu musunuz, alacaklı mısınız ?

Aslında herkesin, her an kendine sorması gereken, cevapları zor sorular bunlar.

Herkesin yaşadığı dünyaya, hayatı paylaştığı insanlara karşı sorumluluğu var.

Statüsü ne olursa olsun, herkesin sosyal hayatın bir gereği olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerekiyor.

En alttaki bireyden başlıyor bu görevler, en yukarıdakine kadar çıkıyor.

En alttakinin yaptığı işle, en yukarıdakinin yaptığı işin nitelik olarak hiçbir farkı yok aslında.

Önemli olan herkesin kendi üzerine düşeni yapmasıdır.

Toplumsal başarı ve top yekun kalkınmanın anahtarı bu işte.

...

Bir ağaç ormanı başlatabilir.
Bir kuş ilkbaharı müjdeleyebilir.
Bir gülümseme bir arkadaşlığı başlatabilir.
Bir tokalaşma bir ruhu canlandırabilir.
Bir oy bir ulusun yaşamını değiştirebilir.
Bir adım bir yolculuğu başlatabilir.
Bir tek insan, farkı yaratabilir.

...

O yüzden "ben olsam ne olur, olmasam ne olur" demeden mücadele etmek gerek.
Fark yaratan insan olmanın gururunu tatmak gerek.

Siyasetçisinden, işadamına, tüccarından, esnafına, öğrencisinden, kanaat önderine kadar herkesin yaşadığımız topraklara ve hayatı paylaştığı insanlara karşı vazgeçilmez sorumlulukları var.

Fikir üretmek,yeni projeleri hayata geçirmek zorundayız.

Sadece şikayet etmek değil; yanlışı düzeltip doğruyu aramak olmalı esas hedefimiz.

Toplum adına, yaşadığımız şehir adına “borcumuz” bu.

“Borcuna sadık olmayanlara” ise , söyleyecek bir sözümüz yok...

***

Zor sorulara devam...

Hayatı sadece gözlemleyerek mi geçiriyorsunuz, yoksa hayatı yönlendiren bir oyuncu musunuz ?

Hayatınızda ters giden şeylere söylenmekle mi yetiniyorsunuz, yoksa düzeltmek için çaba mı sarf ediyorsunuz ?

Varlığınız neyi değiştiriyor, yokluğunuz belli oluyor mu ?

“Her şey bitti”deme kolaycılığını mı tercih ediyorsunuz yoksa, her zaman “hala yapılacak bir şeyler olduğuna” inananlardan mısınız ?

...

Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden bir adam varmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan birini görmüş. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Bir kaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş.

Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:
"Günaydın. Ne yapıyorsun böyle ?"
Genç adam durmuş ve cevap vermiş :
"Sahile vuran deniz yıldızlarını okyanusa geri atıyorum."
“Neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun ?"
"Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler."
"Ama delikanlı görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve bastan aşağı deniz yıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez !"
Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış.
"Bunun için fark etti."

...

Hepimizin hayatında vardır böyle çıkmaz sokaklar.

Ve aslında hepsinden de, bir şekilde çıkılır.

Bunun için de önce inanmak ve sahiplenmek gerekiyor...

Sahiplenmediğimiz, çözüm için mücadele etmediğimiz sürece şikayet etmeye de hakkımız olmaz.

Türlü sıkıntılar yaşayan Türkiye’nin de, görünürde bir çok çıkmaz sokağı var.

Ama yine biliyoruz ve göreceğiz ki, Türkiye bunların hepsini aşacak.

Nasıl ve kiminle mi ?

Duyarlı ve katılımcı insanlarla.

Koltuktan değer kazanan değil, koltuğa değer katan makam sahipleriyle.

Üretmeden tüketmeyen, laf değil iş üreten bireylerle.

Zamanı öldüren değil, zamanı kovalayan bir anlayışla.

Kendini; yaşadığı kente, hayatı paylaştığı insanlara, kısacası hayata borçlu hisseden bir toplumla...

Sorumlu kanaat önderleriyle.

Ve hepsinden daha önemlisi sağduyulu, sorumlu kanaat önderleriyle...

Ama her şeye rağmen üreten, çalışan, yaşadığı kente ve ülkeye karşı kendini borçlu hisseden kanaat önderleriyle.

Şimdi çevrenize bir de bu gözle bakın.

Siyasetçisinden bürokratına, işçisinden işverenine, memurundan amirine, kamu kurumundan sivil toplum örgütlerine bu nitelikler doğrultusunda not verin.

Ve kendinize sorun:

Arzuladığımız hayatı gerçekten hak ediyor muyuz ?

Yoksa, bizim hak ettiğimiz hayat bu mu zaten ?

NEJAT KOÇER’İN ŞİİRLERİ

CEVİZ KABUĞU

Niye bu kavga bu ihtiras,
Üç kuruşluk dünya için.
Ceviz kabuğunu dolduramayan insan,
Cebini doldurabilir mi?

Hep kendini sevmek mi güzel ?
Yoksa herkesi kucaklamak mı?
Başkalarını doyuramayan insan,
Gözünü doyurabilir mi?

Kalbi güzel olan göğe çıkar,
Gönülden gönüle sevgi salar,
İnsanı sevmeyen zavallıyı,
Toprak doyurabilir mi?

ATEŞ BÖCEĞİ

Sen hiç ateşböceği gördün mü ömründe?
Gecenin karanlığında pırıldayan
Yalnızlığım giderdin mi hiç onlarla?
Hani o hep ara sıra insanlarda olan...

Sen beraberken yalnız kaldın mı hiç?
Ya da yalnızken beraber oldun mu ?
Öfkenle neşen karıştı mı hiç gözyaşlarına?
Kabuslar böldü mü hiç uykunu?

Sen hiç yürek yumuşattın mı ömründe ?
Dost kazandın mı sevgi uğruna ?
Yalnız kalmaktan korktun mu ara sıra ?
Ya da korkup dostlarına sarıldın mı hiç?

SEVGİ

İnsan olmanın özü mü sevgi ?
Yoksa kalbi hayatta tutan mı?
Sevmeden yaşamak mümkün mü?
Ya da sevilmeden hayatı geçirmek ?

Her şeyi unutabilir zamanla insan
Ama sevgiyi asla,
Hiç beklenmeyen bir zamanda ve yaşta
Yeniden, yeniden sevebilmek heyecanla

21/04/1999

SEVDİĞİ SÖZLER

· Kulu Allah'u Teala'ya ibadet etmekten, dua etmekten uzaklaştıran korkunç bir bela vardır: Refah ve mutluluk !
Akıllı olan kul; dünya mutluluklarının zirvesinde olduğu gün de, ibadetlerini yapmayı, dua etmeyi asla bırakmamalıdır.
Halbuki kulların çoğu, yoksulluk ve sıkıntı içinde bulundukları, bir felaketle karşılaştıkları zaman dua ediyorlar; mutlu oldukları zaman yapacakları duaların daha makbul olduğunu unutuyorlar.

· Liderlik güç kullanmak değildir, başkalarını güçlü kılmaktır

 
Milliyet Business
Gaziantep’in vizyon projesi
Beyaz Sayfa
Gözlem Gazetesi
Girişimciliğin Merkezi Gaziantep
Gaziantep Life Dergisi
Kentler sanayilerini anlatıyor paneli
TTGV Konuşma Metni
Anadolu'daki Avrupa Toplantıları
İstanbul II. Sanayi Kongresi
Markalaşma Öyküleri