GENEL DEĞERLENDİRME

Ekonomik Durum

Türkiye gelişmekte olan bir ülke.. Yapısal sorunlarını aşamadığı için de ekonomik dönüşümünü tam olarak sağlayamamış durumda.. Bir yandan yılların birikimi olarak gündemde olan sorunlar yumağını çözmeye çalışırken, diğer yandan da globalleşmenin ışık hızıyla yaşandığı bir ortamda, dünyaya uyum sağlamak, dünyayla rekabet etmek zorunda...bu sadece devlet, ülke için değil; firmalar için de, insanlarımız için de geçerli...

Ve hiç bir şey eskisi gibi değil. Artık bir şekilde, sırtını devlete dayayarak büyüme dönemi zorunlu olarak kapandı. Türkiye'de birileri bunu istemese de; global köyün bir üyesi olarak dünyanın kurallarına artık uymak zorundayız.

Ve kabul etmek gerekir ki; son dönemde türkiye'nin yapısal dönüşümü yolunda ciddi adımlar atılıyor. Ab konusundaki gelişmeler, enflasyonun düşürülmesi, 2005'te tl'den 6 sıfırın atılcak olması, kuralların işler hale getirilmesi yolundaki adımlar ve bunlara ek olarak hem ulusal, hem de uluslararası anlamda çok daha şiddetli hale gelen rekabet, para kazanmayı oldukça güçleştiriyor.

Ve böyle bir ortamda, ülke olarak her ferdiyle topyekün bir yeniden yapılanma arayışı içindeyiz. Herkes kendine göre iyi niyetle, iyi birşeyler yapmak, başarmak, iyi paralar kazanmak istiyor... İyi yaşamak istiyor.

Rekabet

Globalleşmeyle birlikte dünya küçüldü. Artık, sadece üretmek, kendine göre üretmek, her ürettiğini satacağını düşünmek dönemi geride kaldı. Akla gelen her ürün ve hizmette, sadece ulusal değil, uluslararası rekabet gündemde...

Ticaretin serbestleşmesiyle, kendi küçük koşullarını düşünürek çalışma dönemi bitti. Bu da doğal olarak rekabeti inanılmaz boyutlara getirdi.

Dünyanın ücre bir köşesinde küçük bir firmanın ürettiği ürün de, çok ulusla dev bir firmanın ürettiği ürünler de, artık dünyanın her yerinde satılabiliyor. Ve artık, herkes üretimini, pazarlamasını, satışını bu rekabete dikkate alarak yapmak zorunda.

Rekabetin bugün ulaştığı nokta bir şeyi zorunlu kılıyor: farklılaştırma...

Ne üretilirse üretilsin, ne hizmet verilirse verilsin, rekabette öne geçmenin ön koşulu farklılaştırma...

Markalaşma

Farklılaştırma arayışı, bütün dünyada markalaşma olgusunu yarattı.

Çünkü, yatırımcılar küçümsenmeyecek ölçüde büyük paralar harcıyor ama çoğu zaman harcadıklarının karşılığını bir türlü alamıyorlar.

Son 15-20 yıl içinde ülkemize giren yabancı markaların yanısıra, sayıları pek de küçümsenmeyecek sayıda yerli marka yarattı firmalarımız... Bunların bazıları son derece güçlü markalar ama bazıları da oldukça güçsüz...

İyi yaratılan markaların birçoğu sezgiler ve tahminlerle, hatta taklitlerle yaratılmış, bunların bir kısmı tesadüflerle ve şansa dayalı olarak gelişmiş, başarılı da olmuş, bugünlere kadar gelebilmiş...

Ama artık, şiddetlenen rekabet işi şansa bırakma şansını da bırakmıyor.

Globalleşen rekabette öne çıkmanın yolu, tüketicinin zihninde farklılaşma yaratmaktan geçer.

Müşterilerinize sizin ürününüzü tercih edmesi için bir neden yaratmalısınız.

Farklılaştır ya da öl , rekabet ortamında ayakta kalmanın seçilebilmenin anahtarıdır.

Günümüzde marka yelpazesi çok zengin.

Tüketicinin elinde bu kadar çok seçme imkanı varken, tercih edilen olmak için –benim markamı eşsiz, benzersiz kılan nedir- sorusunu net yanıt verilmelidir.

İnsan zihni basite doğru eğilim gösterir.

Asıl savaş yeri insan zihnidir, ancak kapasitesi sınırlıdır.

Karmaşık fikirleri kabul etmez, ayırt etmek istemez.

Mesajın basit bir şekilde insan beynine iletilmesi gerekir. İnsan beyni fotoğraf makinesi gibidir, bir şeye odaklanır ve onu o şekilde algılar.

Oto markaları ve fark özellikleri:
Bmw sürüş
Volvo güvenlik
Jaguar stil
Ferrari hız
Mercedes motor / güç

Farklılaşma fikri bir çividir, markayı yaratmak için kullanılan program da çekiç.

Günümüzde karlılık kadar önemli bir başka konu da, nasıl yaşayabilirim?

Karlılığın da, yaşamayı sürdürmenin yolu da farklılıktan geçiyor.

Farklı olmanın bir tek kuralı vardır.müşterinin istediğini, rakibin yapamadığını bulmak ve onu yapmak...

Türkiye'deki örneklere bakıldığında, aslında farklı olan firmaların bulunduğu görülüyor.. Bu şirketlere en fazla ihracat sektöründe rastlanıyor. İhracat çok ciddi rekabetin olduğu bir piyasa. O piyasada insanlar satış yapıp kar edebiliyorlarsa, onlar farklı iş yapıyor demektir.

Farklılaşmada altyapıyı sağlayan şey tamamen kafa yapısı. Kafa yapısını değiştirmek için de şirkete müşteri gözünden bir bakış açısıyla yaklaşılmalı. Bunun sonucunda altyapı ihtiyaçları çıkıyor. Bu değişim, 180 derece olmalı. İçerden dışarı değil, dışardan içeri bakmak lazım. (bu değişimi kabul ettirmek zor ve tepki alıyor)

Marka denilen şey, ürünün ruhudur. Ürününüze özgün bir ruh katarsanız markanız olur.

Markalar insanlara duygusal tecrübeler sunar. Bunu da estetik yardımıyla gerçekleştirir. Pazarlama estetiği diye kavramlaşır bu. Görüntü, his, dokunuş, tat, koku, renk, yazı karakteri, ses tonu vb. Unsurlarla donanmış olmak gerekir.

Her kesime, her zevke uymaya çalışarak, yüksek marka değeri yaratılamaz. Dünya markası falan da olunamaz. Tam tersine bu yaklaşım ürünü, markayı sıradanlaştırır, anlamsızlaştırır.

Her zevke, her bütçeye, her kesime uymaya çalışan bir markaya hiç bir kesimden, hiç bir tüketici bir anlam yükleyemez.

Başarılı markalar;

  • Kendinden menkul bir kimliğe sahip, kendisine tüketiciye göre yön vermeye kalkışmayan
  • Tüketici ile mantıksal değil, duygusal bir ilişki kurmayı başarmış, insanların mantıksal gereksinimlerini karşılamak yerine duygularını canlandıran
  • Yaptıkları her şey ile kimliklerini yoğun bir şekilde vurgulayan
  • Çor çarpıcı çok ilgi çekici olan, doğrudan onların bulunduğu yöne bakmayanları bile çarpıcılıklarıyla kendilerine döndüren markalardır.